Sınıfın soğuk, sert zemininde birkaç Çek balerin, kendilerini sıradışı ve kirli bir oyunun tam ortasında buldu. Zarif bedenleri, normalde sahnede hafifçe süzülen incecik kaslar yerine, şimdi kasıtlı ve acımasızca kullanılıyor; esnek bacaklar yerini vahşi hareketlere bırakmıştı. En güzel göğüsler, zarif boyunlar ve pürüzsüz amcıklar, sınıfa yayılan yoğun erotizmin yükünü taşıyordu. Dansçılar güvensizliğin sınırlarına inatla saldırırken, aralarındaki samimiyet ateşe dönüşüyordu.
İlk önce sessizce başlayan dokunuşlar, hızlıca yerini kavgacı bir kökleme çabasına bıraktı. Kalçalar birbirine sokuluyor, eller acımasızca saçlarda dolaşıyor, dudaklar hırçınca ısırıyordu. Yarağının kalın ucunu sıcak amcığa zorla dayayan yalancı nazeninler bu sefer oyunu kendi kurallarına göre şekillendiriyordu. Acemice başlayan sikişler kısa sürede sertleşti; her darbe yankılanıyor, düşen nefesler arasında yanan arzular hissediliyordu. Balerinlerin ince kasları sanki asıl işlevi unutmuşcasına titrerken, derinlemesine içeriye akar gibi giren kalınca yarağın sesi ortamı dolduruyordu.
Göğüsler sallanıyor, vücutlar kıvranıyordu; her biri arasında kıskançlık ve şehvet aynı anda patlıyor gibiydi. Birisi sakso yaparken diğeri kaba kuvvetle amcığını tutup içine çekiyor; ağızdan boğaza akan salyalar birleşiyor, ısırık izleri tenlerde çoğalıyordu. Dayama arttıkça herkesin yüzünde kontrol kaybı beliriyordu; acı ile zevk bir aradaydı artık. Balendaki naziklik yerini vahşi folloşluğa bırakarak sabaha dek devam edecek bu daha başlamış olan orgazm savaşının habercisiydi.
Sonunda tüm bedenler birbirine karışmış, aralarında kopmaz bir bağ oluşmuştu; kalın yarağın içinde titreyişlerle birlikte sertleşen ritim sonunda doruğa ulaştı. Bağırışlar ve ah çekmeler arasında kızarmış yanaklardan taşan ter damlaları yere düştüğinde herkes bilir olmuştu ki burası sadece güzel dansçıların değil; şehvetin de hüküm sürdüğü kirli bir arenaydı. Sınıfın kapıları ardında kalan o anlarda İstanbul’un en pis arzuları bile böyle dizginlenemezdi artık…



