Manda Kay, sarışınlığıyla parlayan genç bir fotoğrafçıydı; kocaman doğal göğüsleri güneşin altında ışıldıyor, o güzel bedeninin her kıvrımını sergilemeye hazırdı. Yalnız başına çıktığı bu yolculukta, terkedilmiş gizemli bir mekâna rastladı. Etraf sessizdi, rüzgâr hafifçe yaprakları hışırdatıyor, toprak kokusuyla karışan hafif nem saçlarını ıslatıyordu. Manda tam da burada durdu; kameranın tam karşısına geçip bütün cazibesini kullanmanın zamanı gelmişti.
İlk hareketi yavaş ve yumuşaktı; tişörtünü hafifçe kaldırırken gözleri adeta ateş saçıyordu. Göğüsleri kameralara meydan okurcasına sallanıyordu. Parmakları nazikçe süzülerek önünü açtı, sütyen iplerini çözüp attıktan sonra büyük sivri uçlu memeleri özgür kaldı, rüzgârın dokunuşuyla kabarıyorlardı. Kalın ucu parmaklarının ucunda titreyerek heyecanını ele veriyordu. Öylece dikildi orada; adeta davetkâr bir tanrıça olarak.
Saçlarını geriye attıktan sonra pantolonunun düğmesini gevşetti, sertleşen yarak rahatlamaya başladı. Yavaşça kemerini çıkardı, deri parçalar yere düştü ve o ince belli etrafındaki giysilerin yok oluşu bedenini daha da çıplak bırakıyordu. Ellerini kalçasından aşağıya indirdiğinde amcığını hissedebiliyormuş gibi esnekliği ve sıcaklığı ile oynuyordu. Kamera onun her hareketini yakalarken Manda’nın bakışları sürtüşmenin doruğundaydı; arzusu gözlerinden taşıyordu.
Göğsünü yukarı kaldırıp derin nefesler alırken bacaklarını hafif açtı, çıplaklığının ve özgürlüğünün verdiği güçle birkaç yüzeysel hareket yaptı; bu oyunla sikişi çağırıyor gibiydi ortama. Göz kırparken dudaklarını ısırdı; sanki seyirciye “hazır mısın?” diyordu. Sonra hız arttı: göbeğine inen elleriyle kendi bedenine dayandı, kalçalara bastırarak içgüdüsel bir şekilde kendisini köklediğini hissettirdi.
Nihayetinde tamamen soyunmuştu, çıplak vücudu gün ışığıyla yarışıyordu; her bir damla ter ve çekici gülümsemesiyle açık açık folloşluk yapıyordu. Amcığı kıpırdıyor, yarak pençelerinin arasında canlanıyordu adeta. Müthiş bir haz dalgasıyla birlikte çırılçıplak poz verirken yüksek sesli inletmeler duyuluyordu sessizlikte kaybolmadan önce… Bu kız hem açık alanın hem de ateşin en vahşi şekilde birleşmiş haliydi; kendisini tamamen ortaya koyuyor ve her saniyesinde sınırı zorluyordu!



