Odaya yayılan ağır ter kokusu, sıcak nefeslerin birbirine karıştığı anın habercisiydi. Küçük odanın köşesinde, incecik bedenini tamamen açmış, gözleriyle sanki içine işleyen bir arzu taşıyordu. Japonyalı kızın teni, ışıkla dans eden ince tüyleriyle kaplıydı; o narin ama sert hatlar arasında gizli bir ateş yanıyordu. Elindeki kameraya bakarken dudaklarını ıslatıyor, utangaçlığıyla birlikte yükselen istekle burnunun dibinde tuttuğu büyük yaramı hissettiriyordu bana.
İlk dokunuşlar hafifti ama kıvılcımlar çaktı hemen. Parmakları amcığını aralayıp içine girmeye çalışırken bozulan nefesiyle birlikte “Daha derin,” diye inledi küçük ormanının arasından. Yarağın kabuğunu sıyırıp amcığını parmaklarıyla sarkıttığımda resmen canlandı içinde sakladığı tüm fanteziler. Göğüslerini ellerime alıp sıktım, sertleşen uçlar hiddetle karnına vururken ona ait olan sesler yankılanmaya başladı: “Kökle beni sertçe…”
Sirtüstü yatarken beline bastırdım sıkıca, kalçamın her hareketinde yaram içime girdiği anda onun acıyla zevk arasında çırpınan bedeni titremeye başladı. Kirli sözlerim havadaydı; “Aptal folloş, daha hızlı koştur bu amını!” dediğim an yüzündeki kırmızı leke yayılıp yanaklarından ense çizgisine kadar indi. Dudağındaki ufak ısırık markaları boğuk iniltilere dönüştü; aramızdaki sınırlar kalktı artık.
Her seferinde daha derine dayandım, yorulmadan o ince deliğini paramparça ettim. Tüm vücudu kasıldı, kapanan gözlerinin ardından süzülen yaşlar sadece acının değil hazdan gelen bir teslimiyetin kanıtıydı. Sonunda azgın bağırışlarını duyarak amını tam anlamıyla doldurdum; kesik kesik hava almaya çalışarak masaya yaslandı ve ben de yaramdan sıvıları akıtıp onu baştan aşağı ıslattım. Böylece kontrol bende kaldı; o ise çaresizce o lanet olası ferahlığa teslim oldu, zihni bulandı ve bedeninin her zerresi benim elime geçtiği için kendini kaybetti sonuna kadar.



