Sabahın erken saatlerinde, ışıklar hafifçe odaya sızarken o adam mutfağın sıcaklığından çıktı, elinde taze kremalar ve meyvelerle geri döndü. Güzel kadın yatağın ortasında boylu boyunca yatıyor, çıplak teni güneşte parlayan altın gibi. Adamın gözleriyle tuttuğu o yumuşacık tenine olan açlığı hemen belirdi; derin bir nefes aldıktan sonra teker teker kremaları alıp kadının üstüne boca etmeye başladı. Kremanın soğukluğu önce teninde ürperti yaratırken, meyvelerin sulu parçaları avuçlarından kadın bedenine yuvarlandı; kırmızı çilekler, sarı muz dilimleri amcığını ve göğüslerini kapladı.
Kadının ciğerlerine kadar inleyen nefesi hızlandı, karnındaki keleş heyecan dalgalarını hissedebiliyordu. O adam elleriyle kremayı yayarken yavaşça içini ısıtan ağır ağır köklediğini anlatır gibiydi. Kadının sarkmış kalçaları kremanın üzerinde parıldadı; adam diz çöküp dudaklarını onun cennet damlası etrafında gezdirmeye koyuldu. Dilini acımasızca kaydırdı oradan buradan; kremayla birleşen tatlı meyve suyu her bir kıvrımda onu delirttiği gibi o da dibe doğru inen dillerin esiri oldu.
Parmak uçlarıyla kadının arka deliğine dokundu, içeriye hafifçe bastırdı ve kadının gözleri zevkten kapanırken daha da sert dayadı rengini belli eden yarakla onun içine girdi. Kadın düşük seslerle inlerken adam her seferinde daha derine sapladı yarakını; kremayla yapışan bedenlerinden çıkan şehvet dolu ıslık sesleri odayı doldurdu. Kadının elleri onun omuzlarından tutup çekiştirirken, dilinin ucuyla amcığından başlayıp göbeğine kadar uzanan tüm krema ve meyveyi yaladı, tadını çıkararak onu tuhaf bir banyo keyfine boğdu.
Sonunda bedenler iyice ısındıktan sonra adam öyle bir kökleme yaptı ki kadın kendinden geçip kanepede eridi. Altlarında yayılan ısı ve tatlı sıvılar birbirine karıştı; uzun dakikalar boyunca süren sert dayamalar ve dillere dolanan kokularıyla geceye hükmettiler. Kremayla kaplanan o vücut, tutkuyla lekelenmişti; sonsuz bir şehvet fırtınasının içinde birbirlerini yok eden iki can…



